Fotoğrafçı Anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fotoğrafçı Anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Yeni Adres : Fotografçı Anneyim

5 yıldır bu bloga keyifle yazıyorum ve her türlü paylaşımı keyifle yapıyorum. Son zamanlarda çocuklu hayat, iş güç derken biraz aksatsam da buranın yeri bende çok ayrı. Buraya baktığımda 5 yıldır California'da geçirdiğim harika zamanları, kızımın nasıl büyüdüğünü ve fotoğraf tutkumun nasıl şekillendiğini görüyorum. Burası son yıllarımın bir özeti gibi. Benim için çok ama çok özel.

Bu kadar zaman geziler, yemekler, fotoğraflar, kitaplar, çocuklar vs. değişik değişik konularda paylaşım yaptım ama son zamanlarda bende sadece bir alana odaklanıp o konuda paylaşım yapma isteği doğdu. O alan da tahmin edersiniz ki fotoğrafçılık! Çünkü fotoğrafçılık benim için içinde zaten çok şey barındırıyor. Portre çekmeyi seven bir anne olarak fotoğrafçılık demek benim için çocuklarım demek, ailem demek, hayat demek..

Fotoğraf alanına kendimi adayıp bu konuda öğrendiklerimi ve öğreneceklerimi paylaşacağım yeni bir site/blog açmak düşüncesi çoktandır aklımdaydı. Sonunda kolları sıvadım ve Fotoğrafçı Anneyim doğdu. Beni artık orada bulabilirsiniz. Fotoğraf sever herkesi davet ediyorum. Çok fazla teknik bilgi paylaşmayı düşünmesem de gününüzü renklendirecek fotoğraf fikirleri ve hobinizi bir adım öteye taşımakla ilgili bilgiler bulabileceğiniz bir site olmasını hedefliyorum.



Fotografçı Anneyim takip yolları için aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz:

Blog
Instagram
BlogLovin Takip

Emaille takip etmek için blogda sağ taraftaki "+" ya basıp "Emaille takip edin" kutucuğunu kullanabilirsiniz (Email adresinizi girdikten sonra emailinize gidip linke tıklayıp üyeliğinizi onaylamayı unutmayın).

Blog takip etmek için Blogger'dan giriş yapıyor ve "Blogger Reader" kullanıyorsanız, takip ettiğiniz blog listenize www.renklifotografmaceralarim.com 'u eklemeniz gerekecek.

Hep Yeşil'de daha fazla paylaşım yapacak mıyım şimdilik emin değilim. Bu eğer son söz olacaksa bu güne kadar takip eden herkese teşekkürü bir borç bilirim. İyi ki varsınız! Gerçekten her zaman güzel yorumlar bırakıp beni yüreklendirmeseydiniz, bu kadar yıl devam etme gücü ve isteği bulamazdım.
Yeni adreste herkesle tekrar görüşmeyi yürekten diliyorum!

Sevgiler!

Ipek

11 Ocak 2015 Pazar

52 Haftada Melodi

2. Hamileliğimi sosyal medyada doğuma birkaç hafta kala paylaştığım için herkese şıp diye doğuruyorum gibi geldi di mi? Halbuki 9 ay nasıl geçti bir de bana sorun dermişim! Yok yok - şaka - şanslıyım ki iyi bir hamilelik geçirdim. Yeni bir iş, yeni uğraşlar derken hızlı bile geçti hatta. Çok şükür!

Şaka maka YARIN doğumun olması gerekiyor. Resmi doğum tarihi yani! Karnım burnumda denir ya, aynen öyleyim şu an :) Bende hala tık yok o ayrı!  Bizimki belki bu akşam gelmeye karar verirse yarın haberlerimi duyabilirsiniz. Ya da önümüzdeki 1 hafta içinde sancı falan olmazsa suni sancıyla doğumu hızlandıracak doktorum. Bakalım kısmet. Geç olsun güç olmasın demişler di mi? Biz heyecanla ve merakla bekliyoruz. Sizi de heyecanlandırayım dedim, doğuma girerayak haber vererek :)

Eminim bilenler vardır. 2014 yılında 52 hafta boyunca  Melodi'nin fotoğraflarını çekip A Piece of Sweet Moment adlı bloguma yükledim. Heh işte o proje bitti. Ve sonunda yılı özetleyen bir video hazırladım. Melodi Photography FB sayfasında ve blogda paylaştım ama hazır aklımdayken burada da paylaşmalıyım.

Benim için çok keyifli bir uğraştı. Ve fotoğraflara baktıkça hep 'iyi ki yapmışım' diyeceğim bir proje olarak kalacağından eminim.

Minik kuzumun 2 yaşından 3 yaşına geldiği bu bir yıl boyunca,
acı-tatlı,
hüzünlü,
mutlu,
zıpır,
oyuncu,
çatlak,
şirin,
ve daha birçok anını yakaladığım kareler her an beni gülümsetecek biliyorum.

Bu vesileyle bir sosyal mesaj da vereyim bari:

Anneler, çocuklarınızın fotoğraflarını daha çok çekin! O kadar çabuk büyüyorlar ki.. Bunu çok iyi bildiğinizden eminim. Güzelliklerini, masumiyetlerini kayıt altına aldığınız için ilerde kendinize teşekkür edeceğiniz kesin! 

Bol fotoğraflı, bol kahkahalı günler, haftalar dilerim..

Ben her an doğurmaya gidebilirim, kalın sağlıcakla!

:)


2 Eylül 2014 Salı

Enstantane (Perde Hızı)

Ahh! Ne zamandır bunla ilgili yazmak istiyorum. Alt tarafı 2-3 fotoğraf çekip yükleyeceğim ama bir türlü olmadı  işte. Çocuklu hayat yoğun ve beklenmedik şeylerle dolu.. Neyse... 

Daha önce fotoğrafçılıktaki üç temel terimden bahsetmiştik: Diyafram, enstantane ve ISO hızı. Diyaframdan kısaca burada bahsettik. Sırada enstantane yani perde hızı var. 

Enstantane deyince ilk akla gelen "hız" oluyor. Hareketli nesneleri yada kişileri çekerken göz önünde bulundurmamız gereken en temel ayar. Eğer hareketli ve hızlı bir nesne çekiyorsanız enstantaneyi hızlandırmak yani yükseltmek gerekiyor. Yüksek enstantane hızlarına örnek olarak 1/250, 1/300, 1/450, 1/1000 ve üzeri verilebilir. Yavaş yani düşük olarak kabul edilebilecek enstantane  ayarları ise 1/50, 1/10, 1/5, 0"5 ve altıdır. 

Hız düştükçe hareketli nesnenin netliği de kaybolur, buğulanma oluşur. Hızı çok düşürüyorsanız bu fotoğrafın çekilmesi uzun zaman alacak demektir ve elinizin titreşimi fotoğrafı daha da buğulu yapabilir, o yüzden tripod kullanmak isteyebilirsiniz. 

Enstantane düşüyorsa aynı zamanda kameraya giren ışık artıyor demektir. Manuel modda çekiyorsanız ve eğer hızı düşürüyorsanız, ışığı dengelemek için diyaframı biraz kısmanız gerekebilir ya da tam tersi hızı arttırıyorsanız (kameraya giren ışık azalıyor demektir), bu durumda diyaframı açmanız gerekebilir. 

Uygun enstantane ayar kavramınız o an çektiğiniz şeyin hızına göre şekillenir. Mesela aşırı hızlı giden bir arabayı çekmeye çalışıyorsanız, 1/450 yeterli gelmeyebilir. Netliği elde edemiyorsanız enstantaneyi daha da arttırmanız gerekir. Dediğim gibi hızın boyutuna göre biraz deney yapıp gerekli ayarı bulmalısınız.  

Diyafram f 4.5        Enstantane 1/60      ISO 100

Mesela ilk fotoğrafta görüldüğü gibi enstantane 1/60. Yani oldukça yavaş. Dolayısıyla hareket oldukça buğulu. 

 Diyafram  f 2.8        Enstantane 1/320       ISO 100 

İkinci pozda ise enstantaneyi 1/320'ye yükselttim (manuel modda çektim). Kızımın dönerek dans ettiği bu pozu için bu kadar hız yeterli geldi. Ama enstantaneyi hızlandırdığım için (fotoğraf kararacaktı) o yüzden diyaframı biraz açtım ki (f 2.8) fotoğraf yeterince aydınlık olsun.  


Diyafram f 2.8        Enstantane 1/320       ISO 100





Ben manuel çektiğim için manuel modda diğer ayarları (diyafram ve ISO) da nasıl yaptığımdan bahsettim ama yeni başlayanlar yarı manuel modları da tercih edebilirler. Canon fotoğraf makinalarının "Tv" modu oluyor. Bu mod hareketli nesneleri çekmeye yarayan yarı manuel mod. Eğer makinanız Nikon'sa bu mod "S" diye geçiyor. İşte bu "Tv" ve "S" modları enstantaneyi ayarlamanıza yarıyor. Siz ihtiyacınız olan enstantaneyi ayarlıyorsunuz, makina diyafram ve ISO'yu kendi ayarlıyor. İş gücünü makinayla yarı yarıya paylaşmış oluyorsunuz. Yeni başlayanlar için hareketi yarı manuel modda çekmek iyi fikir. Eğer yok tüm ayarları kendim yapmak istiyorum diyorsanız tam manuel mod olan "M" yi seçmelisiniz ve çekerken diyafram ve ISO hızı ayarlarını da hesaba katmalısınız.


30 Ağustos 2014 Cumartesi

Şımarık Vesikalık

Bu hafta bir okul projesi için örnek bir (resmi) vesikalık fotoğraf çekmem gerekiyordu. Salonun ortasında stüdyo ışıklarımı kurdum ve elimin altındaki tek modelimi karşıma aldım.  Kızım dur da bir çekeyim, yapma, etme, düzgün dur, şımarma, gel, kaçma, buraya bak, vs. çığlıkları ve yakarışları arasında çekim yaptım. Sadece son fotoğrafı görseniz öncesini tahmin eder miydiniz? :P

Avrupa Yakası'ndaki Şahika'nın dediği gibi "uff tirledim!" :D

Ha bir de hangi fotoğrafı 'örnek çekimlerim' dosyasına koyup resmi bir kuruma göndereyim, siz söyleyin! :) 


Bu arada blogumun artık bir Facebook sayfası var! Bilginize.
Sağlıcakla!

Haftasonunuz "şımarık" geçsin! 
:)

15 Ağustos 2014 Cuma

Diyafram, Alan Derinliği ve Işık

Geçen günkü bir yazımda fotoğrafçılıkta diyafram, enstantane ve ISO hızından bahsetmiş ve bunların ne olduğunu ve anahtar noktalarını özetleyen bir tablo vermiştim. Bugün de diyafram terimini kavramaya yardımcı olacak birkaç örnek fotoğraf paylaşmak istiyorum.

Diyafram kameranın aldığı ışığın miktarıyla alakalı demiştik. Diyafram açıksa kameramıza giren ışık fazladır, kapalıysa ışık azdır. Yanda görüldüğü gibi f/1.4 açık bir diyaframken f/16 kapalı bir diyaframdır. Peki bu açıklık ve kapalılık durumu fotoğrafınızı aydınlatıp karartmak dışında nasıl etkiler? Profesyonel fotoğrafları çekici ve güzel kılan en önemli özelliklerden biri arka planın buğulu olup, öndeki nesnenin net olması durumudur, değil mi? İşte diyafram arka planı buğulayıp, ön planı netleştirmeye yarayan özelliktir. Arka planın buğulu olmasına alan derinliği denir. Aşağıda çektiğim fotoğraflarda görüldüğü gibi ikinci fotoğrafta pembe araba ilkine göre çok daha buğulu. Bunun sebebi ikicide ilkine göre daha açık bir diyafram ayarı kullanmış olmam. Alan derinliği nesnelerin birbirine ve sizin nesnelere olan uzaklığınıza göre de şekillenir. Mesela nesneleri yakından (kameranın odak uzaklığı özelliği elverdiği ölçüde) çekerseniz ve çektiğiniz şey arka plandaki nesnelere göre çok uzaktaysa daha iyi bir alan derinliği elde edersiniz. 

Diyaframa dönersek.. Diyaramın açık olması daha çok ışık alan bir kamera yani daha aydınlık bir fotoğraf demekti, neden iki fotoğrafın da ışık oranı aynı diye sorabilirsiniz. Bunun yanıtı da enstantane ve ISO ayarlarında yatıyor. Diyaframı çok açıp enstantaneyi (perde hızını) hızlandırırsam kameraya 'diyafram açık kalsın ama kamera daha kısa süre ışık alsın' komutunu vermiş oluyorum, dolayısıyla gelecek olan aşırı ışığı sınırlandırmış ve fotoğrafın aydınlığını dengelemiş oluyorum. Bu örneklerde ISO'yu arttırmaya gerek görmedim çünkü ortam yeterince aydınlıktı. Ortam bu kadar aydınlık olmasaydı, enstantaneyi bu kadar hızlandırmak yerine daha düşük bir ayarda kullanırdım, o da yetmezse ISO'yu devreye sokup ışığı arttırırdım.

Diyafram açıklığı: f/5.6     Enstantane: 1/60     Odak uzaklığı 50mm     ISO: 100




Diyafram açıklığı: f/1.8     Enstantane: 1/500     Odak uzaklığı 50mm       ISO: 100


Yeni başlıyorsanız bunları aklınızın bir köşesinde tutarak kendiniz denemelisiniz diyeceğim yine. DSLR kamera kullanmak böyle birşey, kendin denemeden ayarları kavramak kolay değil. O yüzden elinize alın ve deneyin diyorum, nesneleri çekerken onlara yaklaşın, uzaklaşın.. Önüne arkasına birşeyler koyup çekin... Diyaframı açın, kapatın ve neler olduğunu görün... Denedikçe daha iyi anlayacağınızdan eminim. 





12 Ağustos 2014 Salı

Fotoğrafçılıkta Temel Terimler

Fotoğraf makinamı ilk aldığımda bir sürü yeni terimle tanıştım. Her bir terimin ne anlama geldiğini ve bunların nasıl işime yarayacağını anlamam epey bir zamanımı aldı. Okumak ve araştırmak zevkli ama iş teknik terimlere gelince orada afallamamak elde değil.  Yavaş yavaş sindire sindire okumak, okurken de kamerayı eline alıp okuduğun konuya "dokunmak", elinle onu hissetmek ve bizzat denemek çok etkili oluyor. 

Bir DSLR fotoğraf makinanız varsa fotoğraf çekebilmeniz için öğrenmeniz gereken 3 temel kavram var: diyafram, enstantane ve ISO hızı. Bunların arasında öyle bir ilişki var ki başta insana biraz karışık gibi geliyor, ama alışınca aslında o kadar da zor olmadığını anlıyorsun. 

Ben birşeyi öğrenmeye çalışıyorsam listeler yapmayı ve özet çıkarmayı çok severim. Öyle daha iyi anlıyorum. Ortaokuldan beri ayrıntılı yazıları, kitapları okuyup sonra anahtar noktaları bir kağıda madde madde yazarım, altını üstünü çizer kendi anlayacağım hale getiririm. Bunda da öyle yapayım dedim. Bu sefer sizin için. Bu terimlerle ilgili fikir edinmek isteyenler tablonun üzerine tıklayıp büyütebilir, sağ tıklayıp bilgisayarına kaydedebilir, yada tab ettirip bir süreliğine duvarına, dolabına vs. asabilir. Nasıl daha iyi olacaksa. Alın kullanın gari, bu tablo artık sizindir ;)



Unutmayın ki bunlar sadece temel bilgilerin kısa bir özeti. Fotoğrafçılıkta birçok teknik var ve diyafram, enstantane ve ISO arasındaki ilişki durumdan duruma ve yapmak istediğimiz şeye göre değişiklik gösterebilir. Mesela ilk sütunda "ortamda ışık azsa diyaframı açmak faydalıdır" diyorum ama bu yapılabileceklerden sadece biri ve hatta en temel şey. Ama farklı amaçlar için farklı yöntemler kullanılabilir. Az ışık olan ortamlarda tercihe göre bazen diyaframı açmak yerine enstantaneyi düşürmek (ve böylece kameranın ışık alma süresini arttırmak) isteyebilirsiniz (özellikle tripodunuz varsa ve fotoğraftaki hiçbirşeyin buğulu çıkmasını istemiyorsanız),  yada ISO'yu yükselterek fotoğrafınızı aydınlatabilirsiniz (daha sonra nasılsa bilgisayarda gürültüyü azaltırım diyorsanız). Bu da zamanla sizin deneyiminizle, ihtiyaçlarınızla ve tercihlerinizle şekillenecek birşey.

Eğer bu kavramlarla ilgili daha ayrıntılı bilgiler almak isterseniz Diyafram için buraya, Enstantane için buraya, ve ISO hızı için buraya tıklayıp bulduğum bu güzel websitesinin engin bilgilerinden de faydalabilirsiniz.

Neyse ben kaçtım, yine görüşürüz sonra... :)

7 Ağustos 2014 Perşembe

Işıkla Dans

Bir önceki post'umda fotoğrafçılıkla ilgili paylaşımlarda bulunmak istediğimden bahsetmiştim, ve aldığım tepkiler karşısında nasıl mutlu oldum anlatamam. Güzel ve teşvik edici yorumlarınız için çok teşekkürler. Ben bu yazı dizisine fotoğrafın kalbi olan "ışık" konusuyla başlamak istiyorum.

Fotoğraf çekmek ışıkla dans etmek gibi birşey. Onu arkanıza, sağınıza, solunuza önünüze alarak, aynı ortamda, aynı objeyi yada modeli çekmek suretiyle bambaşka sonuçlar elde edebilirsiniz.

Mesela en doğal ışık olan güneş ışığını ele alalım. Portre çekmek için öğlen saatinde güneş tam tepedeyken çıktıysanız güneş ışığı çektiğiniz kişinin tam başına vurur ve yüzüne yer yer gölgeler olarak yansır. Kişinin burnunun altında, çenesinde vs. oluşan gölgeler istenen bir sonuç değildir. Gölge düşen kısımları açmaya çalışırken yüzün normal ışık alan kısımlarını iyice aydınlatma ihtimaliniz çok yüksektir. Ve bu da yüzün yarısında detayların kaybolmasına neden olur.

E ne yapalım yani, öğlen saatinde hiç mi fotoğraf çekmeyelim? Ya çekmemiz gerekiyorsa? diyebilirsiniz. O zaman yapılacak en iyi şey, bir gölge bulmak ve çekeceğiniz kişiyi gölgeye almaktır. Gölgede çekeceğiniz fotoğrafla, keskin güneşin altında çekeceğiniz fotoğraf arasında dağlar kadar fark olduğunu göreceksiniz.

Yandaki fotoğrafları karşılaştırırsak soldakinde gözlerin çevresinde, yanakların altında ve çenede gölge olduğunu görüyoruz. Sandalyenin gölgesinden de belli olacağı gibi bu tam öğle saatinde çekilmiş bir fotoğraf. Sağdakinde ise model gölgede, ve ışık yüzüne eşit oranda düşmüş.

Yok illa dik gelen güneşin altında çekmem gerekiyor diyorsanız bir reflektör yardımıyla gelen ışığı yansıtarak ve yayarak karanlık kalan kısımları aydınlatma tekniklerini kullanabilirsiniz. (Bunu ayrı bir yazıyla açıklamak gerek).

Bu durumda dışarda ne zaman çekim yapmak iyi bir fikir? Sabah? Akşamüstü? Cevap: İkisi de! Sabah güneş doğarken, ve akşam güneş batarken güneş eğik açıdadır, ve ışık çektiğiniz kişinin yüzüne eşit olarak gelir. Dolayısıyla, güzel bir sonuç elde edersiniz. Benim fotoğraf çekmek için en sevdiğim zaman "golden hour" denilen vakitler. Yani güneş doğduktan sonraki 1 saat ve batmadan önceki 1 saat.  Sabahları genelde o kadar erken kalkamadığım için dış çekimlerimi (özellikle portre) çoğunlukla güneş batmadan önceki golden hour'da yapıyorum. O saatte güneş iyice aşağı inmiş, portakal rengine dönmüş oluyor, ve tadından yenmiyor :) Deneyin, göreceksiniz!

Güneşi arkanıza aldığınız fotoğraflarda ışık çekilen kişiyi mükemmel bir şekilde aydınlatır, ve ideal bir fotoğraf elde edersiniz. Işığı tam karşınıza aldığınızda ise yine mükemmel bir fotoğraf elde etme potansiyeliniz vardır ama bu biraz beceri ve tecrübe gerektirir.  Ve tabi iyi bir ekipman. Böyle bir fotoğrafın çekimini ayrı bir yazıyla uzun uzun anlatmak gerekir. Şimdilik onu erteleme hakkımı kullanmak istiyorum :)


Fotoğrafçılık en iyi deneyerek öğreniliyor. Günün farklı zamanlarında makinanızı kaptığınız gibi dışarı çıkın ve çekim yapmayı deneyin. Deklanşöre rastgele basmadan önce bir bakın, ışık nereden geliyor? Objemi nereye yerleştirmeliyim? Deneyin, deneyin, deneyin. Sağdan, soldan , alttan, yukardan, önden, arkadan gelen ışıklarla deneyler yapın. İnsan ışığı kullanmayı ancak öyle öğrenebiliyor.

Evdeyken çekim yaparken de durum aynı. Ortamda yeterli ışık varsa harika bir fotoğraf çekme ihtimaliniz çok daha yüksek. Ben evde Melodi'nin fotoğraflarını çekmek istediğimde bulunduğumuz odanın tül ve perdelerini açıyor ve içeri giren her bir güneş ışığını maksimum oranda kullanmaya çalışıyorum. Salondaki büyük penceremizin tam karşısında duran koltuğu gerekirse çekiyor, arkasındaki boş duvarın önüne Melodi'yi yerleştiriyorum:) Çocuk elbette durduğu yerde durup bana poz vermiyor o ayrı ama eğer ben fotoğraf çekmek istiyorsam onun önüne ilgileneceği birşeyler veriyorum ve o oynarken ben de çekimimi yapıyorum.

Evdeki çekimleriniz için en ışık alan ve arkaplanı en temiz ve düzenli olan yerleri tespit etmekle başlayabilirsiniz. Işık direk karşıdan gelmek zorunda değil. Yandaki pencereden gelen ışığın çok iyi olduğu bir ortamınız varsa onu kullanmayı deneyin. Yan ışık kendi kendine yeterli olabilir. Yada yeterli gelmiyorsa pencerenin tam karşısına ışığı yansıtan ve reflektör görevi gören beyaz bir şey (beyaz büyük bir karton mukavva koyabilirsiniz yada ne kadar realistik olur bilmiyorum ama bir çarşaf bile gerebilirsiniz, yaratıcılığınıza ve elinizdeki beyaz ve ışığı yansıtabilecek malzemelere kalmış). Böylece objenize yada modelinize hem sağdan hem de soldan ışık gelmiş olur ve fotoğrafınız çok daha iyi aydınlanır.


6 Ağustos 2014 Çarşamba

Fotoğrafçılık

İlk DSLR fotoğraf makinamı kızım doğmadan önce (eşimden hediye olarak) almış olsam da, Melodi doğduktan sonra bu hobi benim için bambaşka bir anlam kazandı. Onun doğduğu günden itibaren her anını fotoğraflamayı kendime görev edindim. O kadar okul okudum, yer gezdim ama fotoğraf çekmek benim hayatta yaptığım en keyifli işlerden biriydi. Çektiğim her  güzel fotoğraf bende inanılmaz bir heyecan yaratıyordu. Çevremdekilerden olumlu tepkiler aldıkça heyecanım daha da artıyordu. Bir sonraki denememde daha güzel birşeyler ortaya çıkarma isteği oluşuyordu. Motivasyonum arttıkça çabam, araştırmalarım, ve bu işe adadığım zaman da artıyordu. İnternet ortamında annelikten sonra fotoğrafçılığa merak salmış birçok anneyi tanıma ve maceralarına tanıklık etme şansım oldu. Ve benim de yavaş yavaş bu konuda hayallerim ve hedeflerim belirmeye başladı. 

Hedefim sadece kendi kızımın fotoğraflarını çekmekle sınırlı kalmayıp hobimi profesyonelleştirmekti. Ama bu konuda resmi bir eğitim almamıştım ve kendimi geliştirmeliydim. Sayısız makale, kitap, internet sayfası, forum, dergi okudum. Yerel fotoğrafçılık gruplarına katıldım. Photoshop öğrendim. İnternet ortamı verilmiş bir nimet. Bulabildiğim her kaliteli bilgiyi almaya çalıştım. Ve hala da çalışıyorum. Hiçbirşey kolay olmuyor. Ama içinde bir istek varsa zor şeyler, ulaşılabilir ve yapılabilir olabiliyor. Kendi kendimi eğitmek bu anlamda aşırı zor olmadı. Öğrenmek istiyordum çünkü. 

Eğitimin yanı sıra karar verdikten bir süre sonra ekipmanımı yeniledim (bu konuda ve her konuda bana hep destek olan eşime sonsuz teşekkürler), ışığı daha iyi kullanmaya başladım ve aldığım verim daha da artmaya başladı. İlk başladığım yere göre oldukça ilerlediğimi farketmek kendime olan inancımı daha da arttırdı. 

Geçtiğimiz Mayıs ayında kayıtlarımı yaptırdım, websitemi kurdum ve resmen fotoğrafçılık işine ciddi bir adım atmış oldum. Bu işe başlayınca annelikten istifa etmedim tabi. Kızımın fotoğraflarını çekmeyi de bırakmadım. Onunla ilgili çekimler ayrı, business ayrı. Şimdilik yarı zamanlı olarak ve evden fotoğrafçılık yapmaktan dolayı çok memnunum. Geri kalan zamanımı yine doya doya kızımla geçirebiliyorum. Bu anlamda kendimi çok şanslı hissediyorum. 
Ben Amerika'da yaşıyor ve işimi de burada yürütüyorum ama Türkiye'de benim gibi fotoğrafçılığa gönül veren annelere ulaşmak ve bildiklerimi paylaşmak adına blogumda yeni bir yazı dizisi başlatmaya karar verdim. Bu aslında uzun zamandır aklımda olan birşeydi ama hani herşeyin bir sırası vardır ya, daha yavaş yavaş kendimi bu alana odaklanabilecek kıvamda görmeye başladım sanırım. Neyse aslında ben de bu konuda tam bir uzman olmasam da en azından bildiklerimi paylaşabileceğimi biliyorum. Ve sizlerin de katılımıyla karşılıklı bir öğrenme ortamı oluşturabileceğimize inanıyorum. Ne dersiniz? Öğrenmek istediklerinizle başlayalım mı? Yorumlarınızı dört gözle bekliyorum :) 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...