Benden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Benden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2015 Pazar

52 Haftada Melodi

2. Hamileliğimi sosyal medyada doğuma birkaç hafta kala paylaştığım için herkese şıp diye doğuruyorum gibi geldi di mi? Halbuki 9 ay nasıl geçti bir de bana sorun dermişim! Yok yok - şaka - şanslıyım ki iyi bir hamilelik geçirdim. Yeni bir iş, yeni uğraşlar derken hızlı bile geçti hatta. Çok şükür!

Şaka maka YARIN doğumun olması gerekiyor. Resmi doğum tarihi yani! Karnım burnumda denir ya, aynen öyleyim şu an :) Bende hala tık yok o ayrı!  Bizimki belki bu akşam gelmeye karar verirse yarın haberlerimi duyabilirsiniz. Ya da önümüzdeki 1 hafta içinde sancı falan olmazsa suni sancıyla doğumu hızlandıracak doktorum. Bakalım kısmet. Geç olsun güç olmasın demişler di mi? Biz heyecanla ve merakla bekliyoruz. Sizi de heyecanlandırayım dedim, doğuma girerayak haber vererek :)

Eminim bilenler vardır. 2014 yılında 52 hafta boyunca  Melodi'nin fotoğraflarını çekip A Piece of Sweet Moment adlı bloguma yükledim. Heh işte o proje bitti. Ve sonunda yılı özetleyen bir video hazırladım. Melodi Photography FB sayfasında ve blogda paylaştım ama hazır aklımdayken burada da paylaşmalıyım.

Benim için çok keyifli bir uğraştı. Ve fotoğraflara baktıkça hep 'iyi ki yapmışım' diyeceğim bir proje olarak kalacağından eminim.

Minik kuzumun 2 yaşından 3 yaşına geldiği bu bir yıl boyunca,
acı-tatlı,
hüzünlü,
mutlu,
zıpır,
oyuncu,
çatlak,
şirin,
ve daha birçok anını yakaladığım kareler her an beni gülümsetecek biliyorum.

Bu vesileyle bir sosyal mesaj da vereyim bari:

Anneler, çocuklarınızın fotoğraflarını daha çok çekin! O kadar çabuk büyüyorlar ki.. Bunu çok iyi bildiğinizden eminim. Güzelliklerini, masumiyetlerini kayıt altına aldığınız için ilerde kendinize teşekkür edeceğiniz kesin! 

Bol fotoğraflı, bol kahkahalı günler, haftalar dilerim..

Ben her an doğurmaya gidebilirim, kalın sağlıcakla!

:)


28 Aralık 2014 Pazar

Yılbaşı Hediye Paketleri











Bu sene aklımdaki herkese hediye hazırlayıp veremedim/gönderemedim. Gönül isterdi ki tüm sevdiklerime küçük de olsa birşeyler alabileyim, gönülleri çalabileyim. Fekat gel gör ki karnım burnumda, iki adımı zor atıyorum yahu, olmayınca olmadı. (Hala doğurmadım evet, 38 haftayı devirdim an itibariyle ama booo!!). Amma velakin biliyorum ki sevdiklerim beni anlıyor ve bu senelik affediyor. (Mahçup surat emotikonum nerde?)

Bir de merak ediyorum, siz de hediye verirken çok düşünenlerden misiniz? Ben hediye alacağım kişiye en yakışacak şeyi bulamadıysam bulana kadar hediye vermemeyi tercih ediyorum.  Özel günleri es geçmemek adına içime sinmeyen hediyeler almışlığım da çok tabi ama aslında sırf hediye vermiş olmak için hediye vereceğime hiç vermeme fikrine daha yakınım. Kişiye özel kendi yaptığım bir şeyi hediye etmenin keyfine vardığımdan beri benim için bu böyle. 

Bu sene hazırlayabildiğim 3-5 hediyeyi vermeden önce hızlıca fotoğrafladım. Paketleri hazırlamak benim için büyük keyifti. Hatta en az hediyeyi seçmek kadar güzel bir süreçti. 

Özenli bir paket almayı kim sevmez ki? İnsan açmaya kıyamasa da güzel bir paket gönülleri keşfetmenin bence yarısı! :) 

En tatlı hediyelerle yeni yıla girmeniz, en anlamlı hediyelerle yakınlarınızın yüzlerini aydınlatmanız dileğiyle..

Happy 2015! :)

Ipek

17 Aralık 2014 Çarşamba

Yeni Bebiş Geliyor!


Bir önceki post'umda dengeyle ilgili yazdıklarıma yorum bırakan herkese gönülden teşekkür etmek istiyorum. Yapıcı önerileriniz, fikirleriniz, yada sadece beni anlıyor olduğunuzu göstermeniz bile benim için çok anlamlı ve değerli. 

Birkaç gün önce Instagram'da aşağıdaki resmi paylaştım ve bebiş beklediğimizden bahsettim. Ailemizin yeni üyesi, oğluşumuz, birkaç hafta sonra doğacak. Denge kurmakla ilgili kafa karışıklığımın bir sebebi de duygusal ve fiziksel çalkantılar (tekmelemeler vs. :))) olabilir evet :)) 

Doğacak yeni bebeğimizle birlikte yeni bir hayat bizi bekliyor. İçim sevinçle ve merakla dolu.. Biraz da korkuyla.. Sağ salim onu kucağıma aldığımda bütün korkularım geçecek gibi hissediyorum ama. Sağlıklı ve iyi olduğunu kendi gözlerimle görmeye ihtiyacım var. Çok yakında inşallah, sadece 4 hafta sonra, belki de daha yakın.. Bize şans dileyin, dua edin, olur mu? 

Melodi kardeş konusunda çok heyecanlı. Karnımı özenle seviyor, öpüyor. Doğduğu zaman kardeşiyle yapacağı şeyleri planlıyor, anlatıyor. Çok iyi bir abla olacağını şimdiden hissedebiliyorum. Kardeş haberini aldığından beri sanki bana daha düşkün oldu. Büyüdüğünü ve olgunlaştığını bana hissettirmeye çalışıyor gibi. Ben "big sister" olacağım diyerek ortalıkta geziniyor. Karnımda biraz daha büyüdükten sonra doğacağını ona anlattım. Şimdi hemen hemen hergün soruyor: "Kardeşim hala büyümedi?". "Biraz daha var" deyince de "Ama nedeeeen?" diye soruyor. Sabırsız köfte! :)



11 Aralık 2014 Perşembe

Denge

Bloga daha sık yazmak istiyorum ama bazen kelimelerim bitmiş gibi hissediyorum. Boş bir sayfa açıyorum ama bir süre ben sayfaya bakıyorum, sayfa bana. Sonra yazmaktan vazgeçip kapatıyorum. Bir türlü toparlayamıyorum. Sonra kendime yapacak daha önemli (!) bir iş buluyorum.

Tonla fotoğrafım, bir sürü hikayem var aslında paylaşacak.

Kitap okuma konusunda da benzer durumdayım. Bir türlü elime alamıyorum. Zaman yaratmak istiyorum. Aslında çok da zor değil, istesen olur ama başka önemli (!) şeyler bir türlü yakamı bırakmıyor. Kitap okursam zaman kaybedeceğim gibi geliyor. O süre zarfında başka şeyler yapmayı tercih ediyorum. Kendi isteğimle gibi ama aslında istediğim bu değil.

Belki de ikisi birbiriyle bağlantılı. Kitap okuyamadığım için yazamıyor olabilir miyim? Eskiden kitap okuduğum günlerde daha çok söyleyecek şeyim vardı sanki.. Bloglarda gezindiğim zaman da daha fazla yazma isteği oluşuyordu..

Farkettiyseniz blogun başlık kısmını yeniledim. Canlı, eğlenceli birşeyler koyarsam ben de yenilenirim belki diye düşündüm.

Hayatımda yenilikler olmaya devam ediyor aslında hızla. Belki de ben bu yeniliklere adapte olmaya çalışırken denge konusunu biraz fazla sorguluyorum.

Ah dostlar, kafam karışık yani..

Yaptığım her işi layığıyla, dolu dolu yapmak istiyorum ama sanki herşey tadımlık kalıyor.

Denge konusunu siz nasıl hallediyorsunuz merak ediyorum. Blog yazmak önemsizmiş gibi hissettiğiniz zamanlar oluyor mu? İnsan hep önemli işlerle mi uğraşmalı? İnsan zevk aldığı şeylere nasıl zaman ayırabilir? Motivasyonunu nasıl koruyabilir?



11 Temmuz 2014 Cuma

Periler Meriler...

Buralara uğramaz oldum yine.
Aklım hep burada oysa ki..
Hani insana bazen kal gelir ya..
Sanırım o noktadayım.
Melodi Photography başladı ve ben kendim için fotoğraf çekmeyi bıraktım. Bir işe giriştim madem, peşine düşmeliyim diyerek tüm enerjimi o tarafa veriyorum. Business, pazarlama, iş geliştirme, kendini tanıtma, parayı idare etme, stratejiler, taktikler, onlar, bunlar tonla şey öğreniyorum, ama bir yandan da bazen bunların içinde boğuluyorum gibi hissediyorum.
Aslında kendi işinin sahibi olmanın zevkli tarafları çok ama itiraf etmeliyim ki bu ara kendim ve ailem için fotoğraf çekmenin bana verdiği o hazzı kaybetmiş olmanın verdiği bir panik yaşıyorum. Melodi'nin güzel bir fotoğrafını çekmek için çaba sarfetmek gelmiyor içimden mesela. Ya da sosyal medyada bizden birşeyler paylaşmak. Halbuki ne çok severim bilirsiniz..
Sanırım ilham perimi kaybettim. (Bu karamsar yazımdan sıkılıp devamını okumayı bırakmayı düşündüğünüzden eminim. Ama hayat bu işte, bazen de insan böyle şeyleri paylaşmak istiyor.. )

Ne diyorduk?
İlham perisi..
Ne garip birşeydir bu ki varsa var, yoksa yok işte.
Gittiyse insan kitlenip kalıyor sanki.. Tekrar bir kıvılcım gerekiyor ateşlemek için..
Neyse işte ben de o kıvılcımı bulmak için geçenlerde bir plan yaptım. Yarın planımı uygulamaya sokuyorum. Sürpriz olsun şimdilik. İlerleyen günlerde zaten görürsünüz.. :)

Karanlıklar aydınlansın, karamsarlıklar hanemizden uçsuuuun, gitsin inşallah.. :)






10 Haziran 2014 Salı

Güzel Başlangıçlara!

Bir yeni iş heyecanıdır ki sardı gidiyor. Bu ara bizim evde varsa yoksa yeni başlangıçlar konuşuluyor. Melodi Photography ha başladı ha başlayacak derken sonunda başladı. Herşey rüya gibi aslında. 

Yeni websitem mesela.. Henüz tam hayalimdeki gibi olmasa da var, ve orada, yazınca çıkıyor. 
Henüz kendimi tam bir fotoğrafçı gibi hissedemesem de, başladım ve artık ben de bu kulvardayım. Herşeyin bir başlangıcı vardır. Her yapmak istediğinin resmi eğitimini almak zorunda olmayabilirsin. Çok çalışınca ve isteyince insan kendi kendine de birşeyler başarabiliyormuş. Ben bu işle bunu kanıtladığıma inanıyorum. 

Belki henüz çok başarılı olmadım ama, ilerde olmayacağımın garantisi yok. Olamasam bile, en azından hayallerimin peşinden gittim ve denedim diyeceğim. 

Sizin de yapmak istediğiniz ama kendi kendinize 'yok canım daha neler, nasıl olur' dediğiniz yada belki etrafınızdaki insanların tepkisinden çekindiğiniz için böyle düşünmeye zorlandığınız birşeyler varsa, hiç durmayın derim. Deneyin, hayallerinizin peşinden gidin. Hatta bugün isteklerinizi gercekleştirmek için bir adım atın. Kaybedecek birşeyiniz yok. Ya da var. Ama kaybedeceğiniz şeyler belki de sandığınız kadar önemli değildir.. 

Kendinizi ertelemeyin. 
Siz buna değersiniz unutmayın.. 
Güzel baslangıçlara!

28 Nisan 2014 Pazartesi

'Challenge' Ne Kuzum?

'Siz Türkler nasıl diyor?' muhabbeti gibi olacak ama ben şu ingilizce 'challenge' kelimesinin tam karşılığını cidden bulamıyorum ya. Sesli sözlüğe soruyorum, "meydan okumak, çözülmesi gereken sorun, başa çıkılması gereken mesele, insanı kamçılayan sorun" diyor. Benim kafamdaki anlamı "başa çıkılması gereken mesele" açıklamasına en yakın ama bu ne kuzum, çok uzun, Türkçe tek bir kelimeden oluşan bir tercümesi yok mu bunun? Bilen varsa beri gelsin, yorum kısmında bildirsin lütfen. Zira ben ona challenge demeye devam edeceğim yoksa..

Bu ara hayat benim için challenge'larla dolu (bakın dedim bile, ne yapayım). Fotoğrafçılık konusunda gaza gelip işi resmileştirme aşamasındayım. Şu ana kadar eşi dostu, çoluğu çocuğu [en çok da Melodi adlı çocuğu :)] çektim fakat artık zamanıdır deyip kolları sıvıyorum ve bu güzel hobiyi bir adım öteye taşıyorum. 'Business woman' olmak arzusuyla yanıp tutuşuyor ve servislerimi halka açıyorum, yani :)
 Fakat bu "iş başlatma" konusu aşırı çok bilinmeyenli bir denklem gibi. Türkiye'yi bilmiyorum ama en azından Amerika'da öyle. Sole proprietary, LLC, corporate vs.  iş tipini seç, başvururken neler için izin alacağını araştır, hangi vergileri vermen gerektiğini anla, nasıl kayıt tutacağını öğren, vergi iadesi sistemini çöz, ufff tın tın daha o kadar çok şey var ki.. Burada bir master yapmıştım, sanki bir tane daha yapıyor gibi hissediyorum bu ara.

Melodi Photography ismiyle mi kaydolsam, yoksa başka bir isim mi seçsem? Bu kararı vermek için bile 1 haftamı harcadım, hala karar veremedim :) İlham için bakmadığım ne kitaplar kaldı, ne videolar, ne siteler.. Kısa, öz, anlamlı, güzel bir (yada iki) kelime arıyorum. Tam buldum diyorum, bir bakıyorum ki başkası ".com" domainini almış bile.. Hay allah diyorum. tekrar arayışa giriyorum.. Bu arada var mı orjinal bir İngilizce fotoğrafçı adı öneriniz? :)))
 Ve de bir yandan da devam etmekte olan websitesi kurum aşaması var :) Yani anlayacağınız bu ara her bulduğum boşluğu bilgisayar masamda araştırma ve geliştirme (ar-ge projeleri mi diyorlar? :) modunda geçiriyorum. Kahvemi, çayımı kaptığım gibi kuruluyorum bilgisayar sandalyeme ve saatlerce kalkmıyorum (Sadece Melodi'nin kreşte olduğu günler tabi).. Challenge'larımla sizin de kafanızı şişirdim biliyorum ama artık kırk yılda bir yazabiliyorum zaten, idare edin. Aklıma yazacak başka birşey de gelmiyor zaten, bu ara tüm dünyam bu bahsettiklerimden ibaret.. Gelişmeleri yazarım gene. Haydi ben kaçtım şimdi..  Sevgiler.. :)


18 Mart 2014 Salı

Bir Yere Ait Olma Duygusu

İnsanın kendini bir yere ait hissedememesi çok garip. 6.5 yıldır Amerika'da yaşıyoruz, ve ben kendimi buraya ait hissedemiyorum. Kızımla eşimle yolda Türkçe konuşunca herkes bize bakıyormuş gibi geliyor bazen. İngilizce konuşunca da aksandan yabancı olduğumu anlayıveriyorlar ve konu hep nereli olduğuma geliyor. Bu bir süre sonra kabak tadı vermeye başlıyor. Amerika çok fazla milleti ve kültürü bünyesinde barındırdığı için Amerikalılar aslında çok alışık yabancılara, ve değişik kültürlerden insanlarla arkadaşlık etmeye son derece açıklar. Kendimi garip hissetmek için çok fazla neden yok aslında. Burası Çinliler, Koreliler, Japonlar, Hintliler, Meksikalılar başta olmak üzere yabancılarla dolu. ve hatta yaşadığımız yerde epeyce Türk de var. Ama ne bileyim, yine de insan zaman zaman kendi topraklarımda olsam şimdi diye düşünüyor. 


Ama ne gariptir ki kendimi tam olarak Türkiye'ye de ait hissedemiyorum.
Ne zaman Türkiye'ye tatile gitsem, yolda yürürken, insanlarla konuşurken falan elim ayağıma dolanıyor. Yolda yayalara öncelik olmadığını unutuyor, kendimi yola atıveriyorum, mesela. Yada tanımadığım insanlarla konuşurken kendimi aşırı kibar ve mesafeli konuşurken buluyorum bazen. Devlet dairelerinde falan kendimi çok kasıyorum özellikle (deli miyim ne). O ayarı tutturamıyorum sanki. 
Bir de, hiç olmadık zamanda birşeyin İngilizce'sini söyleyesim geliyor. Yani burada hergün %100 İngilizce konuştuğumdan değil, nitekim eşim ve yakın arkadaşlarım Türk, ama Türkiye'deyken buradaki gibi istersem araya bir İngilizce kelime sıkıştırma lüksünü görmüyorum tabi kendimde. Tam tersine Amerika'ya gidip Türkçeyi unutmuş izlenimi yaratmamak için (ve tabi ki son zamanlarda saçma sapan yarı İngilizce konuşan insanları gördükten sonra) kendimi %100 Türkçe konuşma çabasına sokuyorum, ve bu biraz kendimi kasmama sebep olabiliyor. 
Sonuç olarak Türkiye'ye gidince bazı konularda zorlanıyorum, tam sisteme uyum sağladım diyorum bir bakıyorum ki geri dönüş zamanı gelmiş. Sonra buraya geliyorum, bu sefer de aklım hep Türkiye'de oluyor tabi.. 


Bir de birçok konuda California iyi hoş da bizim evin gündem maddelerinin başında hep 'buradan sonra nereye gitsek' konusu var. Yani burayı sevsek de gitme düşüncesi hep bizle. Gideceğimiz yer henüz Türkiye olmayacak ama hangi ülke olursa olsun, hep geçici olacağımız düşüncesi tam yerleşik hayata geçmememizi emrediyor. Ev kendimize ait olmasına rağmen bir çivi çakarken bile düşünüyoruz. Gideceğiz aman evi iyi bırakalım... Yada bir eşyanın en kalitelisini almayalım yollarda mahvoluyor mantığı var. Gezmek çok güzel de bu açılardan da düşünmek durumunda kalıyor insan.. 

Konu nerden nereye geldi. Yıllardır istediğim bir ev ofisi düzenleme çabalarımın sonucunu paylaşacaktım halbuki.. Birkaç rafmış aslında  istediğim. Kaç mağaza, kaç dekorasyon blogu gezdim. Ne arıyordum bilmiyorum. Rafları astık, düzenledik, yerleştirdik.. Bazen evde çok basit bir dokunuş insana inanılmaz keyif verebiliyor.  


16 Şubat 2014 Pazar

Badem Ağaçları ve Biz

Her sene Şubat ortasında başlayan bu güzellik yaklaşık bir - bir buçuk ay devam ediyor. Eşimin her sabah işyerine giderken geçtiği yolun kenarında yaklaşık yarım mil kadar uzanan badem ağaçları.. Tek kelimeyle harika bir manzara.. Her sene bu zamanlar eşime görev veriyorum ki dikkatlice baksın ve gün be gün ağaçların durumu konusunda bana rapor versin. Bembeyaz oldukları anda fotoğraf makinamı kaptığım gibi soluğu orada alıyorum. Zira yerel fotoğrafçılar için bulunmaz bir mekan burası.

Bu sene biraz aceleci mi davranıyoruz, acaba ağaçlar tam kıvamına gelmedi mi ki diye düşünsek de, yine de fotoğraf çekilmekten kendimizi alamadık. İyi ki de çekilmişiz. Fotoğraf makinasının arkasında değil önünde olduğum nadir anlardan biri, paylaşmak istedim o yüzden..
Renkli, neşeli, cıvıl cıvıl bir hafta dilerim.. 


28 Ocak 2014 Salı

Nane, Maydanoz vs. :)

Yeni yıla girmiş olmanın verdiği gazla  sağlıklı yaşam konularına ilgim yine artışta! Bizim evde bu yılın sağlık trendi detox! (Evet her sene yeni bir akıma kapıldığım doğrudur. Ah bir de birini layıkıyla yapabilsem..)
  Bu ara mutfağımızda bolca zeytinyağı, antioksidan meyve (nar, yaban mersini, vs.) ve yeşil yapraklı sebze stoğu var. Son haftalarda durmadan salata yiyor, yedikçe gaza geliyor, gidip torba torba yeşillik alıyorduk. Sonunda dedik niye kendimiz yetiştirmiyoruz? Şimdilik nane ve maydanozla başladık.

Öyle zevkli oluyor ki, ben salatayı hazırlarken eşimle kızım bahçeye çıkıp bana yeşillik koparıp getiriyorlar, hemencecik doğrayıveriyorum. Bu iş bağımlılık yapacak ve gözümüze kestirdiğimiz bir sonraki sebze olan domates yetiştirme işine girişeceğiz gibi geliyor, ama bakalım.. :)


14 Ocak 2014 Salı

"A Piece of Sweet Moment" dayız!

Günler öyle hızlı geçiyor ki, hep peşinden koşuyor koşuyor ama bir türlü yakalayamıyorum hissine kapılıyorum. Bak yine 12 gün geçmiş buraya son yazdığımın üstünden. Bir önceki yazıda nazar mevzusuyla ilgili yazılan güzel yorumlara henüz tek tek cevap verememiş olsam da şimdiden yorum bırakan herkese çok teşekkür etmek istiyorum. Güzel ve cesaretlendirici sözler beni inanılmaz mutlu ediyor. Bu yolda bana verdiğiniz destek benim için o kadar anlamlı ki.. Gözler güzel bakınca insanın cesareti de isteği de enerjisi de yükseliyor. Yaptığı işe inancı artıyor.. İyi düşünen, kızıma maşallah diyen herkese sonsuz sevgiler.. Allah herkesin evladını korusun.

Biz çok şükür iyiyiz. Dediğim gibi günler jet hızıyla geçiyor. Son bir buçuk aydır bizle olan babaannemizi dün Türkiye'ye uğurladık. Melodi gittiğine hala inanamıyor olsa gerek, 'bababi, bababi' diyerek dolanıyor evde. Sonra biz bababi evine, dedeye gitti deyince elini uçak yapıp havada uçurmaya başlıyor :)

Son zamanlarda iyice dillenen bıdık, henüz cümle kuramasa da hemen hemen her kelimeyi aynen tekrar edebiliyor. Bazı kelimelerin İngilizcesini, bazı kelimelerinse Türkçesini söylemeyi tercih ediyor. Mesela araba uzun ve zor geliyor olsa gerek, "car" deyiveriyor. Favori İngilizce kelimelerinden birkaçı "No, me, mine, wawa (water)". Özellikle "No" bu ara en çok kullandığı. Kaşlarını çatıp, parmağını sallayıp "no no no no no" diye bir başlıyor ki, bir şey yaptırabilene aşkolsun. Tam bir inatçı keçi! :) 

İki dil birden öğrendiği için 25,5 aylık olup da henüz cümle kuramamasını hoş karşılıyoruz. Yavaş yavaş emin adımlarla ilerliyoruz şimdilik bakalım..

Bu arada yeni yılda  her hafta güncellediğim yeni bir kişisel fotoğraf blogum var. Fotoğrafların devamı için bakınız: A PIECE OF SWEET MOMENT.. Linkini yukarda sayfalar kısmında da bulabilirsiniz. Buralarda yoksam bilin ki oradayım! :)

Sağlıcakla!

İpek :)


2 Ocak 2014 Perşembe

Yeni Yıl

Acısıyla tatlısıyla bir yılın daha bittiğine inanamıyorum. Bu sene Kasim ayından itibaren hastalıklarla uğraşmaktan yeni yıl ruhunu yaşayamamış olsam da geçen gün postacının kapıya getirdiği paketle benim için yeni yıla damgasını vuran harika yeni yıl hediyemi almış oldum. Liseden canım arkadaşım Arzu beni sürpriziyle öyle bir şımarttı ki... Uzun zamandır bu kadar özenle hazırlanmış bir hediye paketi almamıştım. Her detayı düşünülmüş ve tam zevkime hitap eden şeylerle doldurulmuş muhteşem ötesi bir kutu! İçinde el yapımı bir mutfak önlüğü, şirin çoraplar, kurşun kalem koleksiyonuma çeşit çeşit kalemler, Melodi'ye güzel ciciler, resimli bir yapboz, yılbaşı ağacı süsü, özenle yazılmış kartlar ve bir milli piyango bileti! :) 

Böyle düşünceli bir arakadaşa sahip olduğum için kendimi öyle şanslı hissediyorum ki... Bu paket aslında aradaki mesafeler uzun olsa da kalplerin ne kadar yakın olabileceğinin bir kanıtı. Bana adeta umudunu kaybetme diyor. Son günlerde hastalıklardan halsiz kalmış bünyeme ilaç gibi geldi. Hayat bazen o kadar monotonlaşıyor ki, kendini salıyorsun, heyecanını kaybediyorsun, herşeyi boşveriyorsun.. Ama beklenmedik anda böyle küçük güzellikler olunca adeta insanın canına can geliyor.. Birden bire pozitif enerjiyle yükleniyorsun. Arzu'cuğuma buradan da sonsuz teşekkürlerimi gönderiyorum, biliyorum bu satırları okuyor :) Tatlı oğlu Sancak'ı da öpüyorum.. Yaşasın arkadaşlık, yaşasın dostluk! 






2014 gümbür gümbür geldi çattı resmen..

Daha önce de bahsettiğim gibi son aylarda nazar, negatif enerji vs. konuları çok canımı sıkıyordu ve kişisel resimlerimizi paylaşmama kararı almıştım ama tuhaf bir şekilde bu durumdan rahatsızım. Fotoğrafla beslenen bir ruha sahip olan biri olarak paylaşmadığım zamanlarda en favori modelim kızımın fotoğraflarını çekme isteğimin kaybolduğunu ve mutsuz olduğumu farkettim. Fotoğrafa olan ilgimin azalması hiç hoşuma gitmiyor. Makina çantasında durdukça köreliyorum, biliyorum. Fotoğraf, hayatımın o kadar büyük bir parçasını oluşturuyor ki, elime fotoğraf makinamı almayınca eksik hissediyorum. Hele de kendimi geliştirme imkani veren ve gerçekleştirmek istediğim onlarca kişisel fotoğraf projesi varken.. O yüzden yeni yılda bu konudaki katı kurallarımı bozuyor ve paylaşım konusunda tekrar sahalara dönüyorum. Maşallah'larınıza ve iyi niyetlere güvenerek.. 

Bu süreçte birşey anladım ki ne düşünürsen o oluyor. Sürekli nazar değecek diye kendimi şartlarsam asıl o zaman negatif enerjiyi çekiyorum. Bir de nazar değeceği varsa anne-babanın kendi nazarı bile değebiliyor. Yeni yılda olumlu, hep olumlu bakmak lazım.. Di mi? Tüm güzellikler bizle olsun, hepimizle.. California'dan sevgiler selamlar.. İyi seneler.. 



17 Aralık 2013 Salı

Kitaplaşan Blog

Tabi ki de kendim için bastırdım blogumu ama kapıya getiren postacı ilk elime verdiğinde sanki 317 sayfalık bir kitap yazmış da meşhur olmuş bir yazar hissiyatına kapılmadan edemedim, haha! :) Kuşe kağıdından mıdır yoksa kalın cildinden midir nedir atsan adamın kafasını kıracak kadar ağır blog kitabım.. Bu kadarını beklemiyordum sevgili Blurb Publishing. Teşekkürler. Hoop diye Blogger'dan alıp kitap şablonuna yerleştirdiğin için de alkış! İçindeki resimlerin renk kalitesi daha iyi olsa 100 üzerinden 100 de verirdim de neyse.. Yine de kötü sayılmaz. Düşünenlere tavsiye ederim, kanlı canlı elinde tutunca insanın koltukları kabarıyormuş.. :) 


3 Ekim 2013 Perşembe

3 Yıl / 3 Years

3 Ekim benim için özel bir tarih. Ben 3 Ekim 2010'da blogumu açtım. O zamandan beri kah kelimelerim konuştu, kah fotoğraflarım. Gittiğim yerleri, yaptığım cicili bicili yemekleri, küçük annelik hikayelerimi, okuduğum kitapları, izlediğim filmleri paylaştım. Böyle yazınca farkettim ki eskiden ne çok şey paylaşıyormuşum, şimdi ise varsa yoksa Melodi dimi? Neden acaba? :) Son iki yılda hayatım tamamen değiştiği için olabilir mi? Artık kitap okuyamadığım, film izleyemediğim ve pek gezemediğim için olabilir mi mesela? :) Olsun varsın, ben şikayetçi değilim yine de (öyle diyelim öyle olsun :))).. 

Umarım sizler de sıkılmıyorsunuzdur son zamanlarda hep aynı konulardan bahsedip hep benzer fotoğraflar paylaştığım için.. Bizim ufaklıkta biliyorsunuz şeytan tüyü var. Son zamanlarda ciddi bir izleyici kitlesi oluştu, populeritede hız tanımıyor, sanırım ondan dolayı ben de 'Melodi'nin yeni fotoğraflarını mutlaka yükle, vs." şeklindeki talepleri kıramıyorum.. 


October 3rd is a special date for me. I started blogging on October 3rd, 2010. Since then I have been sharing my favorite travel locations, recipes, books, and movies. As I wrote that I realized how much I was sharing before. Now I share mostly about Melodi, right? May be it's because my life has changed completely after I became a mom! :) I don't read, travel and watch movies any more. Do I complain? Well, let's say: not too much! :))

I hope you guys don't get bored of me mentioning and sharing similar stuff recently. My munchkin now has a lot of of followers, so I don't want to let them down when they ask me to share more pictures of her. 

 3 yıllık blog hayatımın güzel yanları bir tarafa -onlar zaten tartışılmaz da- bir de gıcık bir yanı var ki o da şu: Şu anda eşim yaptığım herşeyi bloguma koymak için yaptığımı düşünüyor! Eve bir raf alalım diyorum, resimlerini çekip bloga koyacaksın, o yüzden istiyorsun di mi diyor? Allasen!! Ne dersin şimdi buna? :D Sanki ben blogtan önce evimi güzelleştirmeye çalışmıyordum!! İşin komik yanı hayır diyeceğim, diyemiyorum da çünkü biliyorum ki iki gün sonra fotoğrafını çekip koyacağım bloga!! :D :D O yüzden işler karışıyor işte.. Yani anlayacağınız bu blog bazen bir aile faciasına sebep olabiliyor :D

Last 3 years in blogging world was amazing, that's not even open to discussion. But funny thing is now my husband thinks that whatever I do in real life, I do it to post on my blog!! HAhhaha! For example when I attempt to get a new shelf for our home office, he says 'you want that because you will post about it online!!' What would you say to that? Can you relate? As if I wasn't trying to make my home better before I had a blog!! Ridiculous, right? The funny part is, I wanna say no to him and defend myself, but I can't! Because I know that I will be posting that new home improvement project on my blog soon after making it!! :D That's the addictive part of blogging!! 



İnsan hayatındaki her türlü güzelliği (ve de zorluğu tabi ki) blogunda paylaşma ihtiyacı hissediyor, ve blog dünyası bağımlılık yapıyor!  Ama yine de iyi ki var! İyi ki 3 yıldır buradayım, birşeyler paylaşıyorum. Harika dostluklar edindim, tonla şey öğrendim.. Daha nice güzel yıllara diyerek şimdilik bütün blogger arkadaşlarıma sevgi ve selamlarımı gönderiyorum :) Nice 3 yıllara!

You want to share each improvement (and of course each challenge) in your life with your followers :) Put everything aside, I am so glad that I have been here for 3 years, and sharing some stuff.. I have had great friendships and I have learnt a lot from others. I'd like to send my love to all of my followers from the bottom of my heart. Happy 3 years anniversary! :)



14 Ağustos 2013 Çarşamba

6

6. Evlilik yıldönümümüz şerefine çıktığımız haftasonu gezimizin belki de en keyifli zamanlarını San Clemente'de geçirdik. Kaydıraktan kaydık, kovalamaca oynadık, dalgalarla boğuştuk, kuma resim yaptık, koştuk, kurabiye ve pizza yedik, buz gibi limonata içtik, çıplak ayaklarla yürüdük, zıpladık, hayal kurduk, şarkı söyledik.. Beraber... Dolu dolu.. 6 yılımızın özeti de bu aslında. Son 20,5 aydır hayatımıza eklenen pamuk şekeriyse evliliğimizin bize sunduğu en değerli armağan oldu. Düşününce sadece şükretmek geliyor içimden.. En derinlerden...   







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...