31 Aralık 2010 Cuma

Yabana Dogru - Jon Krakauer

Benim icin 2010'un son kitabi Into the Wild oldu. Yabana Dogru diye cevirmisler Turkceye. Bu da beni benden alan baska bir yasanmis hayat oykusu. Inanilmaz etkileyici bir insan, inanilmaz etkileyici bir olay.

Yil 1992. Christopher McCandless 24 yasinda sahip oldugu 24.000$ i bagislayip, adini degistirip kendine medeniyetten uzak bir yasam kurmak icin yaninda sadece bir sirt cantasiyla otostop cekerek Alaska'ya gider. Aradigi sey gercekliktir ve bunu ancak vahsi dogada bulabilecegine inanmaktadir.

Jack London (Vahsete Cagri), Tolstoy, Thoreau, macerasi boyunca kitaplarini okudugu ve kendini buldugu yazarlardan bazilari.

Vahsi dogada gecen 4 ayin sonunda acliktan oldukten sonra cansiz bedeni bulunur ve gazeteye haber olur. Bunun uzerine onu yolculugu boyunca Alex adiyla (yeni ismi) taniyanlardan onlarca telefon alan gazeteci, Chris McCandless'in oykusunu kitaplastirmaya karar verir ve bu kitap cikar ortaya, ve daha sonra da izlenme rekorlari kiran film: Into the wild (2007 yapim). Kitabi okuyan ve oykude kendinden birseyler bulan insanlar bir facebook sayfasi da acmislar Chris icin. Sayfada binlerce insan Chris'e olan hayranligini dile getiriyor. Etkilenmemek mumkun degil.. Cok huzunlu ama cok guzel bir kitap.

Bu arada Chris'in maceranin sonlarina dogru gunlugune yazdigi bir cumle: Happiness is real when it is shared!..

30 Aralık 2010 Perşembe

Ipekkiz ve Grip

Bir varmis bir yokmus... Uzak diyarlarda bir Ipekkiz yasarmis. Ipekkiz evini cok sever evinden fazla cikmazmis, ama nasil olduysa birgun grip mikroplarinin istilasina ugramis. Mikroplar kisla birlikte gelen ve kolay kolay gitmek bilmeyen inatci mi inatci, guclu mu guclu cinstenmis. Bulasti mi tam bulasirlar, insandan insana atlamayi cok severlermis. Atladikca cogalir, buyur, dunyaya egemen olduklarini sanirlarmis. Ipekkiz da az degil, o da savasciymis. Hergun illa sebzesini yer, yesil cayini icer, sporunu yapar temiz temiz yasarmis. Ama yine de mikroplar allem etmis kallem etmis Ipekkizin bedenini ele gecirmis. Akcigerlerinde kurduklari hakimiyet yetmezmis gibi bir de bogazindan burnuna ulasip adeta gicikligina yapar gibi gunlerce bikmadan usanmadan kova kova asagi su dokmusler. Kagit mendillerle suyu cekmeye calisan Ipekkizin burnu kipkirmizi olmakla kalmamis artik acimaya da baslamis.



Savasmak icin silahlarinin yetersiz oldugunu anlayan Ipekkiz daha sonra Joe amcadan yardim istemeye karar vermis. Joe amcanin bakkalinda kivi, muz, elma, armut, avacado, portakal suyu ve limon suyu gibi rengarenk bircok silah varmis. Joe amcadan aldigi kirmizi sepeti silahlarla dolduran Ipekkiz, getirip butun silahlarini mutfak tezgahindaki kocaman kaseye koymus ve baslamis silahlari kusanmaya. Kusandikca yemis, yedikce kusanmis.. Kusandikca iyilesmis, iyilestikce sevinmis.. Ve boylece mutlu mutlu yasamaya devam etmiiiiiss...

(Bu hikayenin iyilesme kismini en yakin zamanda gerceklestirmek umidiyle.. Simdilik yukardaki resme daha cok benziyorum)

29 Aralık 2010 Çarşamba

Dansoz Dedigin Tefli Olacak

Eski Turk filmlerindeki oryanteller hep tefli olur, demek onceden modaymis. Simdi Asena neyim tefi mefi birakmis, kendi tarzini yaratmis. Amerikanca dansozde tef mevcut hala. Gobek dansinda bizimkilerden geri kalsalar da teften kazandilar bak simdi. Baksaniza sunlarin suslu puslu teflerine :)



Not: Fotolar gectigimiz yaz Santa Barbara'daki dans festivalinden..

27 Aralık 2010 Pazartesi

Boyut Kod No: 2011

Yeni yila girecek olmamiz her sene sonunda oldugu gibi hayatimizla ilgili degisiklikler konusunda toptan moda girmemize neden oluyor vallahi yine. Herkeste haril haril yeni yil hazirliklari, kutlamalar, gecen yilin muhasebesi, yeni yil icin kararlar, dilekler, hedef belirlemeler, vs vs... 1 Ocak sabahi birdenbire hooop diye yeni bir boyuta gececekmisiz gibi davraniyoruz hatta biraz da. Sabah kalkacagiz ve gozumuzu acar acmaz aklimiza gelecek olan sey 'yeni yildayizzz :)' Ama etrafimiza soyle bir bakacagiz, hersey bir onceki gunle ayni. Halbuki  mantiken bir onceki gun bir onceki yilda kaldi, degisen birseyler olmali.. Bir de mesela Araligin son haftasi 1 Ocaktan sonra goruseceklerimize 'seneye gorusuruz' demelerimiz var. Elbette 3 gun sonrasinadir verilen randevu.. Yillar arasi gecis fazla mi yumusak oluyor yoksa fazla mi sert ve keskin anlamadim gitti :)

Boyut, yas, yil, sene, zaman ne derseniz deyin, iyi oluyor tabi arada bir nerde, kimlerle, ne yapmakta oldugumuzu hatirlamak, gecmise soooyle bir goz suzmek, gelecege ise kendinden emin goz kirpmak. Gelecege kendinden emin goz kirpmak diyorum cunku hepimiz alinan kararlara yeni yilda kesinkes uyacak birer kahraman gibi hissediyoruz kendimizi illa ki. Ornek: 'Yeni yilda cok cok daha duzenli olacagim', 'Yeni yil bir gelsin basliyorum spora, diyete', 'Daha cok kitap okumaya baslamak icin yeni yilin gelmesini bekliyorum'. Hep olumlu, hep guzel amaclar, planlar.. Yeni yila girmek aslinda sadece takvim degistirmekten ibaret olsa da, psikolojik ihtiyaclarimiz sebebiyle yuregimiz aralik ve ocak aylarinda kop kop modlarda seyrediyor, pir pir kelebeklerle yarisiyor.. 

Acaba bir yil 365 gunden daha kisa olsaydi daha iyi mi olurdu yoksa daha kotu mu? 

Not: Bu ara ben de yeni yil kararim geregi her sabah 6 (en gec 7'de) kalkiyor, kocacimla kahvalti ediyor, gun boyu facebookta daha az vakit olduruyorum.. Bir yerden baslamak gerek dimi? :))






25 Aralık 2010 Cumartesi

24 Aralık 2010 Cuma

Noel

Bu aksam bizim arka sokaklardaki Noel icin suslenmis evlere bakmaya ciktik. Bircok aile almis cocuklarini binmis arabasina sokak sokak gezerek bu gorsel soleni seyrediyordu.  Insanlar evini en guzel sekilde dekore eden olabilmek icin birbiriyle yarismis adeta. Civil civildi ortalik, bakmaya doyamadim dogrusu. Kapisinin onunde gelip gecen cocuklara baston seklinde kirmizi beyaz seker dagitan bir dede bile vardi, biz de aldik birer tane :)

Yarin Noel.. Noeli kutlayan tum ailelerin coluk cocuk mutlu bir gun gecirmesi dilegiyle..
Asagida esimle birlikte cektigimiz fotograflardan bazilari:












23 Aralık 2010 Perşembe

Gece - Elie Wiesel

Okumasi kolay bu kitap meger usta bir edebiyatcinin elinden cikmis, bilmiyordum. Elie Wiesel 1986 yilinda Nobel Baris odulunu almis bu kitap sayesinde, ve ayrica yazarin yaklasik 40 tane daha kitabi varmis.

Yahudilerin Nazi Toplama Kamplarinda gordugu iskencelerin kanitlarindan biri bu kitap. 1944 yilinda ailesiyle birlikte evinden alinan yahudi yazar kamplarda tanik oldugu olaylari bir bir yazmis. O zamanlar 15 yasinda olan Elie Wiesel, annesinden ve kiz kardesinden ayrilmak zorunda birakilir ve babasiyla birlikte once Auschwitz sonra da Buchenwald'daki kampta esir edilir.  

Orada yasananlarin herbiri cok etkileyici ama kitabin beni en cok etkileyen noktasini sorarsaniz, tuyler urperten iskencelerin ve zorbaliklarin yapildigi anlarda Elie ve babasinin birbirine kenetlenmesi ve birbirine bagliliklarinin onlara verdigi azim ve gucu okumak oldugunu soyleyebilirim.

Dun kitabi bitirdikten sonra bir sure etkisinden cikamadim. Durmadan o yasananlari dusundum ve nasil yani nasil bu kadar zalim olunabilir diye  sorup durdum kendime. Insanoglu inanilmaz bir varlik. Baska insanlarin hayatini, hem de vahsice, sonlandirma kudretini kendinde bulabilme ihtimali ve gercegi insanin kendinden ve varolusundan urkmesine sebep oluyor...

Cok huzunlu bir kitap olmasina ragmen, siddetle tavsiye ederim. Kisa bir metin (120 sayfa) ama zaten fazlasi cok olurdu sindirmeye.. Bu kitaptan sonra Holocost hakkinda bir tarih kitabi okumaya yada bir belgesel seyretmeye karar verdim.

22 Aralık 2010 Çarşamba

Deneme 1-2 :)

Asagidaki fotograflar evdeki fotograf cekimi denemelerimden. Esimin yeni fotograf makinasi olan Canon 50D'yi kullanmayi ogreniyorum da.. Benim makinamdan biraz daha gelismis ozellikleri var, biraz komplike ama guzel makina. Ozellikle ekrani fotograflari cok canli ve net gosteriyor, ilk bakista hepsini cok guzel cektim saniyorsun ama bilgisaraya atinca bazilarinin aslinda o kadar net olmadigini goruyorsun. Ama yine de dogru ayarlamalari yaptiginda hem kamerada hem de bilgisayarda harika gorunen fotograflar cekilebiliyor..











21 Aralık 2010 Salı

Mutfak Macerası: Ispanaklı Kek


Bu sabah dolaptaki ispanaklarla ne yapsam ne yapsam diye dusunurken birden aklima ispanakli kek yapma fikri geldi ve hemen ise koyuldum. Ispanakli keki ilk kez denememe ragmen hic de fena olmadi dogrusu:)

Hemen tarifini vereyim:

Icindekiler:

3 yumurta
1,5 su bardagi toz seker
250gr kadar ispanak (blendirdan gecirince 1 su bardagi ediyor)
2 su bardagi un (ben kekun kullandim)
3/4 su bardagi sivi yag
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu

Uzeri icin: 

Normalde krem santi kullaniliyor ama ben onun yerine hazir vanilyali puding ve ceviz kullanmayi tercih ettim. (Puding icin de 2 su bardagi sut ve 2-3 yemek kasigi toz seker gerekti).

Yapimi:

Yumurta ve toz sekeri derin bir kapta karistirin.
Yikayip saplarini kestiginiz ispanaklari cok az sivi yagla bir tencerede 3-5 dakika kavurun ve ispanagi blendir yada mutfak robotundan gecirin. Ispanaklar pure haline gelince 3/4 su bardagi sivi yagi da ekleyip blendiri 1-2 dakika daha calistirin.
Sonra ispanagi derin kaptaki diger karisimla birlestirin ve un, vanilya, kabartma tozunu da ekleyip mikserle iyice cirpin.
En son karisimi yagladiginiz tepsiye dokun ve 185 derece firinda pisirin.

Pudinginizi de paketin ustundeki takimatlara gore hazirladiktan sonra, kekinizi puding ve cevizle susleyin.

Afiyet olsuuunn!! :)))

Yagmur..

Gunlerdir durmadan yagmur yagiyor. Kitap okumak icin ve bloglarda dolasmak icin harika otesi bir ortam. Kuruluyorum pencere kenarindaki bilgisayarima deymeyin keyfime!.. Luvin' life..


20 Aralık 2010 Pazartesi

Fotografci olmak isteyen insan modeli



Esimin bana 2008 dogumgunumde aldigi Canon 450D fotograf makinesi ile baslayan fotografcilik hobim son zamanlarda bazi dalgalanmalar yasiyor. Bunun hobilikten cikip tarafimdan bir ust mertebe olan profesyonellige gecirilmesi dusuncesi yuregimi pir pir ederken bir taraftan da acaba basarabilirmiyim endisesi tum benligimi sariyor ve her defasinda bir panik havasi doguyordu.

Simdi benim soyle bir sorunum var. Profesyonel anlamda fotografci olmak istiyorum ama bunun icin gerekli calisma disiplinine sahip degilim. Yani soyle ki. Bu isin okuluna gitmedim yada duzenli bir egitimden gecmedim. Su ana kadar ogrendiklerim sadece kendi kendime sarfettigim cabadan ibaret. Ama malumunuz eger bu isi profesonellige dokmek istiyorsam kendimi bir disipline sokup belli bir alanda fotograf cekme teknikleri, ekipman, yazilim, vs. daha bir suru konuda bilgi sahibi olup bunlari pratikle de pekistirmem gerek. Bu birikimi evde kendim bu konuda kurulmus olan yiginla internet sitesinde dolasarak olusturmak hic de kotu bir fikir degil, ama her fotografcilikla ilgili birseyler okumaya basladigimda dikkatim dagilir okumayi birakip kendimi cekilen guzel fotograflara bakarken yada baska sitelerde bulursam bu is tabi ki olmaz. Ihtiyacim olan gercekten duzenli bir sekilde oturup bilmedigim alanlarda internetin altini ustune getirip istedigimi almak. Bu konuda ne kadar aci cektigimi goren kocacim dun beni karsisina aldi ve planlama yapma, kaynak bulma ve ozdisiplin konusunda etraflica bir motivasyon konusmasi yapti ve tabi ki ben yine gaza geldim!! :)) Devaminda hemen yeni bir ajanda alindi ve "Photography Business Plan" basligi atildi (huyumuzdur) :)). Ilk etapta yogunlasilacak konular tespit edildi ve planlama yapildi, veee gecenin sonunda yeni kararimiz actigimiz bir sise beyaz sarapla kutlandi! :))

Artik buraya da yazdim resmilesti hih, hergun en az 2-3 saat kendi kendime fotografcilik dersim var bundan sonra. Tutmayin beni leyynn gelsin odevler... :))

18 Aralık 2010 Cumartesi

Kirpinin Zerafeti - Muriel Barbery

54 yasinda sisman, cirkin bir kadindir Renee Michel. Tam 27 yildir Paris'in luks apartmanlarindan birinde kapicilik yapmaktadir. Sanat, felsefe, edebiyat ve Japon sinemasi tutkunu oldugunu kimse bilmez, cunku Renee bir kapici oldugu icin bunlara ilgi duymasinin insanlar tarafindan garip karsilanacagini dusunur ve hayati boyunca hep toplumun kafasindaki "kapici" rolunu oynar.

Kitabin diger kahramani olan Paloma ise zengin apartman sakinlerinden birinin 12 yasindaki zeki kizidir. Paloma cok duyarli, olgun ve akilli bir kizdir ve yetiskinlerin dunyasini cok sig ve bos bulur. Butun sacmaliklardan uzaklasmak icin sik sik evin biryerlerine saklanir ve saatlerce cikmaz. Zaten 13. yas gununde intihar etmeye kararlidir.

Renee ve Paloma'nin hayati birgun apartmana tasinan Bay Ozu sayesinde hizla degisir. Bay Ozu zengin bir Japon beyefendisidir ve hem Renee hem de Paloma'nin ic dunyasini gormeyi basarir ve bundan sonra olaylar hizla degisir..

Paloma Renee'i taniyinca onunla ilgili sunlari soyler: “Bayan Michel’de kirpinin zarafeti var. Dışardan dikenlerle zırhlı, tam bir kale, ama bence içinde kirpiler kadar doğrudan bir rafinelik var. Onlar haksız yere duyarsız, uyuşuk görülen, şiddetle yalnız ve korkunç bir şekilde zarif hayvanlar.”

Toplumun deger yargilari ve buna paralel olarak insanlarin kendi oz algilarina dikkat ceken nefis bir kitap bu. Bir cirpida okumusum..

16 Aralık 2010 Perşembe

Gule Gule 2010, Gel Bakalim 2011..

Adettendir, bir yil biterken televizyon ve gazetelerde o yilin "en"leri secilir, o yil olanlar hatirlanir ve gelecek yilla ilgili planlar yapilir, hedefler konulur. Bu ara bloglarda da herkes 2010'un getirdiklerinden ve 2011'den beklediklerinden bahseder oldu. Ben de bu adete uyup hemen yaptim listelerimi:

2010'da Olanlar:
- Yuksek Lisansi bitirdim
- Yeni bir sehre tasindik ve esimle ilk evimizi aldik
- Uzun zamandan sonra ilk kez tekrar kitap okumaya basladim ~ ozlemisim
- Yurtdisinda ilk kez arkadaslik kavramini tanidim
- Yoga ve zumbaya basladim
- Geri donusum yapmaya basladim
- Bahcede cicek yetistirmeye basladim
- Sogan, maydanoz ektim
- Blog actim

2011 Dileklerim:
- Sevecegim bir is bulayim/kurayim
- Piyano alayim
- Veee cocuk sahibi olayim :)

Bir de soganlarim ve maydanozlarim lutfen ciksin.. :))

2011'den beklediklerim fazla degilmis ya, biraz daha dusuneyim ben, kesin gozumden kacan birseyler var:))

15 Aralık 2010 Çarşamba

Şarap Kültürü

Saraplariyla meshur Kaliforniya'ya geldik geleli sarapsiz bir haftasonu gecmez oldu. Burada basinizi cevirdiginiz heryerde uzum bagi, saraphane ve ucuzundan pahalisina, kirmizisindan beyazina, tatlisindan sadesine her turlu sarap bulabilirsiniz. Hal boyle olunca bulusmalarda, restoranda, evde sık sık alip iciliyor tabi. Bu durumda sarap icmenin usulunu ogrenmek basa dusuyor :) Cunku cidden oyle sarap sisesini acip kadehe koyup lik diye icilmiyor sarap. Adim adim usulune uygun saklayip, sogutup, gerekiyorsa biraz bekletip, en uygun kadehi secip, kadehi dogru sekilde tutup icmek gerekiyor. Bir de saraptan en fazla hazzi alabilmek icin dogru duyulari, dogru sirayla kullanmak gerekiyor. Sarap icme kulturuyle ilgili ogrendigim en temel bilgileri paylasmak istiyorum burada.

Photo: http://www.hawkhurstwines.co.nz/about.htm

Kirmizi ve beyaz sarap uzerinde duracagim ozellikle. Aralarindaki farklar ve benzerlikler neler? Mesela kirmizi sarap yillandikca deger kazanir ama bu beyaz sarap icin her zaman gecerli degildir. Beyaz sarap bekleyince  bozulma asamasina daha cabuk geleceginden fazla bekletmeden hemen tuketilmesi daha uygundur. Beyaz ve kirmizi sarabin sunum adabi acisindan da farkliliklari vardir. Kirmizi sarap icerken oda sicakliginda yada ondan biraz daha soguk olmasi gerekirken, beyaz sarap sisesi buzdolabinda 1-2 saat kadar bekletilmeli ve daha sonra acilip servis edilmelidir.

Ozellikle kirmizi sarapla ilgili en onemli detay, kirmizi sarabi icindeki aromalarin yogunlasmasi ve zenginlesmesi icin oksijenle temas ettirmek gerektigi.  O yuzden kirmizi sarabi actiktan sonra yarim saat havalandirmak gerekir. Sarabi kadehe koyduktan sonra da kadehi hafifce cevirerek sarabin havayla temasini saglayabiliriz.  Kirmizi sarap kadehlerinin daha genis ve bombeli olmasinin sebebi buyuk kadehin cevirmeye ve sarabin havalanmasina imkan vermesidir. Beyaz sarapta ise tam tersi havayla temas aromalarin yogunlasmasi icin gerekli birsey degildir ve o yuzden dar bir kadeh beyaz sarap icin idealdir.

Sarabi icmeden once koklamak alinan hazzi kesinlikle arttiriyor, cunku insan koklayinca sarabin icindekileri ayirt etmeye ve hissetmeye calisiyor, ve yudumlama sirasinda kokuyla olan baglanti gucleniyor ve alinan keyif artiyor. Icerken bir de vucut isimizin sarabin isisini arttirmamasi icin kadehi sapindan tutmak  daha iyi.

Saraplari tadlarina gore ayirmak gerekirse tatli, yari tatli ve sade (dry) olmak uzere uce ayrilabilir. Mesela benim favorim tatli ve yari tatli olanlar, cunku dry olanlarda alkol tadini cok fazla hissettigim icin icmek fazla haz vermiyor.

Kucuk bir dipnot:
Sarap sisesinin tipasinin mantardan yapilmasinin amaci, sarabin havayla teneffusunun bu mantar sayesinde olmasidir.

Sarap kulturuyle ilgili yazimin devami gelecek..

11 Aralık 2010 Cumartesi

Sonbahar denen guzellik

Turkiyede hemen heryerde yagan kara inat biz Kaliforniya'da hala sonbahari yasiyoruz desem yalan olmaz. Agaclar israrla kel kalmayi reddediyor ve renkleriyle buyulemeye devam ediyor. 
Sonbaharin tadina doyamadim bu sene. Her ne kadar sonbahar bir huzun mevsimiyse de o huzun bile muthis guzel gorunuyor bana cunku renkli yaprakli agaclari cok ama cok seviyorum. Son 2-3 aydir baktigim heryerde tablo edasiyla salinan kirmizi, sari ve kahverengi agaclar icimi yasama sevinciyle dolduruyor. Sanki daha once sonbaharin hic farkina varmamis bir sarhos gibi cekip duruyorum her firsatta o guzelliklerin fotografini. Iste cektigim birkac sonbahar fotografi:








:

10 Aralık 2010 Cuma

Bir Geisha'nin Anilari - Arthur Golden

Bu kitabi evin yakinlarindaki kutuphanedeki 2.el kitap satis gununde almistim gectigimiz eylul ayinda. 4 kitap + eski bir Mariah Carey CD'sine toplam 2$ odemistim hatta. Bir Geisha'nin anilari aldigim diger kitaplara gore cok daha eski pusku, yipranmis, koseleri hafif yirtilmaya baslamis gibiydi. Herhalde cok guzel kitap, belli ki elden ele dolasmis bunla baslayim dedim ve yanilmadim.

Oncelikle sunu soyleyim ki kitabin karakteri gercek bir kisi ve yazilanlar tamamen yasanmis olaylar. Ki zaten bayilirim yasanmisliklari okumaya.. Kitabi okumadan once geysalarla ilgili pek bilgim yoktu. Japonya'da erkekleri eglendiren kadinlar diye sig bir bilgiyle basladim ve kitabin son sayfasina geldigimde yasadiklari hayati tum ciplakligiyla ogrenmistim. 

Konu kisaca soyle: Chiyo, 9 yasindayken ablasiyla birlikte yasadiklari balikci kasabasindan alinir ve bir geysa evine hizmetci olarak getirilir, ama burada gozlerinin siradisi mavisi ve guzelligi sayesinde bir geysa olarak egitilmeye baslanir. Zamani geldiginde o da cayevlerinde zengin erkekleri eglendiren bir geysa olur.  Geysalarin buyulu guzelligi ve gorkemli hayati basdondurucudur, ama bu hayatin arkayuzunde inanilmaz entrikalar, kiskancliklar, yalnizliklar ve oyunlar bulunmaktadir. Ve tabi ki kocaman bir ask! 

Kitabini bitirdim, simdi filmini de merak etmiyor degilim dogrusu. Kitaptan sonra filmini izleyince genelde film begenilmez ama yine de tadi damagimda kalmis bu oykuyle biraz daha vakit gecirme fikri beni filme dogru cekiyor..

5 Aralık 2010 Pazar

Sophie'nin Dunyasi - Jostein Gaarder

Bazen kucuk bir kiz cocugu gibi hissediyorum kendimi. Okudugum kitaplardaki kahramanlara o kadar yakinlik ve hayranlik duyuyorum ki gercekte var olmadiklari fikri beni uzuyor. Onlarin gercekligine daha cok inanmak icin bazen gercekten kucuk bir cocuk oldugum gunlere donmek istiyorum.. N'olurdu mesela Sophie kitabin icinden cikip gelse?..
Sophie 14 yasinda Norvec'te yasayan bir kiz. Birgun posta kutusunda kendi  adina gelmis bir mektup bulur. "Kimsin?" yazili bir mektuptur bu. Ve Sophie dusunmeye baslar, ben kimim gercekten? Nereden geldim? Bu dunyanin anlami ne? Ilerleyen gunlerde mektuplar gelmeye devam eder ve felsefenin tarihiyle ilgili bir ogretinin icinde bulur kendini Sophie. Isin ilginc tarafi mektuplarin kimden geldigini bilmemektedir ve mektuplarda Hilde diye bir kiza babasindan dogumgunu mesajlari iceren kartpostallar yada kucuk notlar da bulunmaktadir.. Hilde kim? Babasi kim?

Kitapta felsefenin nasil dogup gelistigi ve Socrates, Aristotle, Plato gibi filozoflarin hayata bakislari ve felsefe akimlarinin yuzyillar gectikce nasil sekillenip degisim gosterdigini goruyoruz. Bilgi ve birikim dolu nefis bir kitap. Felsefeyle ilgili cok az bilgisi olanlar ve ogrenmek isteyenler icin bu kitap harika bir baslangic olabilir. Felsefeye ilgi duymayanlarin yada olayin roman bolumuyle ilgilenenlerin cabucak sıkılacagı hatta nefret edecegi bir kitap olabilir, cunku bu kitapta Sophie ve Hilde' nin gizemli oykusundense felsefe ile ilgili diyaloglarin agir bastigini soyleyebilirim. Beni Sophie ve Hilde'nin gizemli oykusu de icine cekti, o ayri..

2 Aralık 2010 Perşembe

Kara Cuma (Black Friday) Alisverisi ve San Francisco Gezisi

Gectigimiz hafta buradaki Sukran Gunu (Thanksgiving) tatilini firsat bilip San Francisco'ya kactik.  Onumuzde yaklasik 5 saatlik bir yol vardi. Black Friday (Sukran gununun ertesi gunu gece 12:00de baslayan indirim/alisveris cilginligi) ve San Francisco gezilerinin ardi ardina olmasi durumu beni hic rahatsiz etmemis, hemen plani yapivermistim... Ve esim gece 10 gibi uyutuldu, alarmi 3'te uyanlamasi icin kuruldu, San Francisco bavulu hazirlandi ve butun gece ayik tutmasi icin sapsade bir kahve yapildi.. Alisveris arkadasim gece 11:30da gelip beni aldi ve vurduk kendimizi yollara. Outlete vardigimizda gozlerim yuvalarindan firlamis acaba nerden baslasak ki derken kendimi Tommy Hilfiger'in magazasinda buldum. Tum dukkanda %50 indirim oldugunu gorunce gomu bulmus gibi heyecanli ve sevincli bir halde alisverisimi yaptim, sonra Banana Republic, Nike, vs. vs. sabaha kadar indirim pesinde kostuk. Sabah ancak 6:30'da esimin  beni alisveristen toplamasiyla birlikte San Francisco'ya dogru yola koyulabilmistik.. Ve sonra tahmin edin noldu? Tabiki de butun yol boyunca horul horul uyudum :) Ama degdi mi degdi!! Kadinlar beni cok iyi anlar. Indirim denilince orada duracaksin!!

Gozlerimi actigimda neredeyse gelmistik. Bu sehre ilk kez gelisimdi bu. Hemen basladik kesfetmeye:

 

 Burasi Nombard Caddesi. En virajli cadde olarak biliniyor. Hakikaten bol donemecli ve iri ortancalariyla sipsirin bir cadde. 


 San Francisco dik bir tepeye kurulmus bir sehir. O yuzden bolca bayir cikiyorsunuz. Tepelere cikartan elektikli tramvaylar var. Yolculugu keyifli ama bazen de urkutucu yapabiliyorlar.

 Yengece geeel. Yeni cikti denizden citir citir:))

 Golden Gate Koprusu - Sizce de cok romantik degil mi?


San Francisco'da evler bir harika. En cok dikkatimi ceken sey ise ozellikle tepedeki evlerin hemen hicbirinin perdesinin gece de dahil hic ortulmemesi. Anladigim kadariyla insanlar manzaranin tadini sonuna dek cikariyorlar. Tramvayla gecerken evlerin iclerine bakmaktan kendimi alamayan ben bir ikisinin fotografini bile cekiverdim. Evleri o kadar orjinal buldum ki her birinin sahiplerini kitap kahramani ve icindeki yasanmisliklari da kitap konusu olarak hayal ettim. Evlerin cogunda dikkatimi ceken ortak ozellik bir suru kitabin oldugu bir kitaplik mutlaka bulunmasiydi.



Sehirdeki diger kopru Bay Bridge

 Golden Gate Koprusunden bir gecmeden olmaz..


 Alamo Square (Painted Ladies)
Ve burasi da bir rivayete gore cocuklugumuzun dizisi "Bizim Ev" (Full House) un cekildigi yer.


Ben bu sehre asik oldum. Amerika'daki diger bircok sehirden farkli kendine has goruntusu ve ozellikleriyle sahsen beni inanilmaz buyuledi.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...